yol arkadaşları arıyoruz.

Merve Engin

Merhaba, sezon prodüksiyonları için yol arkadaşlarına ihtiyacımız var.

Oyuncu-asistan-teknik

info@merveengin.com’a

bi ben de varım

ya da

efendim tiyatroNeki çok tatlı ben de gelsem ya? diyenler

ya da

ben yazmıştım ne çabuk unuttun diyenler bi yazıversin.

Hadi canlarım.

BİR KADIN, BİR STAND UP; “Bİ KARIŞMA!”

Merve Engin

Sonunda stand-up yapmaya karar verdim. Verdim sayılmaz aslında; verdirtildim.
Sen stand-up yazsan ne güzel olur, yapsana. Kesin yapmalısın diye diye varılan nokta; “Bi Karışma!”
Herkesin uzmanlık alanı olan karışmak esas konumuz dedim; “ay şeyi de anlatsana, çok güzel anlatırsın sen” dedi.
Bi karışma ya!
Lütfen.
Bişiler anlatıcam. Ayakta, ben olarak. O gün nasıl istersem.
Dinlemek istersen gel. Ama karışma, rica ederim.

Merve EngiN

Kesit

kst2Geçimini figüranlık ve palyaçoluk gibi günlük işlerden karşılayan Gizem tiyatroya olan aşkının ümitsizleştiği noktada Hazar Kalemcioğlu’nun yöneteceği Kesit adlı oyun için başrol teklifi alır. Canlandıracağı karaktere olan yakınlığı onu anılarına, aile ve aşk hayatına doğru bir yolculuğa götürür. Evi ile sahne arasındaki yolculuğunda Gizem; Semra karakterinin yaşadıklarını çözümlerken, günlük yaşamımızda göz yumduğumuz durumlara, insani değerlere değinerek kendinin ve kadının dünya üzerindeki konumuyla yüzleşmemize neden oluyor.

Yazan – Yöneten: Birim Ömer Erol
Yönetmen Yardımcısı: Melis Öz
Oyuncu: Merve Engin
Müzik: Kıvılcım Ural, Ceren Seferoğlu
Fotoğraf: Ceren Saner, Tuğberk Onur
Grafik Tasarım: Tubi Creative

SINIR İHLALİ

 

SINIR İHLALİ

“Her sistem insan karşıtıdır”

 

Cemre, devlete siyaseten karşı durduğuna inandığı bir topluluğun elemanlarındandır. Bir devlet dairesinde çalışmakta, haberdar olduğu tüm ihalelerden ekibini haberdar etmektedir. Ekip yakalanacağını anlayınca, göze batan bir kaç kişiyi ele verirler. Bunlardan biri de Cemre’dir. Çifte vatandaşlığı yüzünden sınır dışı edilen Cemre, içinde bulunduğu kişilerin siyaset odaklarının sığ olduğunu anlamakla kalmaz, kendisine yapılan haksızlığı sorgulamak için bir yolla İstanbul’a döner.

 

Süre:

1 Saat 10 Dakika

 

Kadro:

 

Olcay Zühal Gören

Merve Engin

Sedat Ali Erdinç

Enis Alper Yapıcı

Burcu Keskin

_MG_3220

KAPLUMBAĞALAR ŞİŞMANLAMAZ ÇÜNKÜ KABUKLARI VARDIR

Kadın,

doğ!

büyürken annenin ve toplumun sözlerinden çıkma.

dayatılanlar önemli; topluma uyumlu bir evlat, namuslu, temiz, düzenli.

güzellik, estetik sınırları -kime göre neye göre diye sorma!-

diyet.. diyet önemli..

tamam! Şimdi evlen! ve çocuk yap.. onu evlendirene kadar yılmak yok!

Erkek,

Doğ!

Olsun oğluuum, şimdi ben evlenince de karın toplar g… geride bıraktıklarını..

 

Bilindik bir hikaye, bir kadının doğumundan itibaren karşılaştığı dayatmalara, direnmek yerine hakvermesiyle başlıyoruz. Erkeğin bakış açısı,durduğumuz yerden erkeğe bakış açımız. Zinhar sadece kadınlar için yazılmış bir oyun değil! Herkesi ilgilendiriyor.

oraya buraya yazıyorsunuz misal, “bazı kızlar çok güzel” görüyoruz duvarlarda.. Peki hangi kızlar daha güzel? Kime göre daha güzel?

İşte hep bunları soruyor, oyundaki kızımız..

tüm dayatmaların ve diretmelerin ortasında, ne kadar kıymetli olduğumuzu hatırlama zamanı. ben yazdım, ama bizimle yazdım.

Öyle güldürürken düşündürme niyetiyle de değil, yaşadıklarımız komik..

Bir genç kız, okulu, annesi, sevgilsi, kiloları ve kafasına takılan herşeyiyle oturma odasına davet ediyor sizi. Belli mi olur, belki, kendimizi sobeleriz diye. Belki yalnız olmadığımızı bilmek iyi gelir diye..

İşte dünyayı değiştirme umudu.. ne yaparsın..

Merve

27 Mart’ta 100. oyun!

boydan acilis beyaz_002-14 yılda 100 Oyun.

Bağımısız tiyatrolar olarak bir çok duruma göğüs germek zorunda kaldık.

Kendimizi duyurmak, seyircimizi afilli tiyatro koltuklarından daha rahatsız plastic sandalyelere alıştırmak,  hatta, ellerimizde kurduğumuz, yıllar içinde yaşanmışlıklarla kalitesini arttırdığımız mekanlarımızı kentsel dönüşümlere kaptırmak.

Biliyoruz ki hala ulaşamadığımız çok seyirci var. biliyoruz ki gidilecek daha çok yol, yenilecek daha çok fırın ekmek var.

Işte bu bağımsız tiyatrolar arasında söz söyleme bunu yaparken gelen seyircimizde tebessüm oluşturma ve illa ki sahnede olma kaygılarımızla çıktık yola.

Zaman geldi seyircisizlikten oyun iptal ettik zaman geldi, seyircimizle beraber meydanlarda olduğumuzdan oynayamadık.

Ölümlerimiz oldu içimizden oynamak geldi kimi zaman… kimi zaman inad ettik inadına çıktık sahneye, hatırlatmak unutmamak için.

Kıyıya oturmanın böylesi 100. Oyununu oynacak 27 Mart’ta. Gün manidar, biliyoruz. Ama öyle manidar zamanlardan geçiyoruz ki, seyircimizi bizimle beraber olmaya davet ediyoruz.

Bu yıl izleyenler bilirler.

“Herkes beş izlemeyen seyircini getirse, bu yıl iktidar biziz.”

27 Mart 20.30’da Maya sahnesi’ndeyiz.

Hüseyinağa Mah. İstiklal Cad. Halep İş Hanı 62/20 Beyoğlu /İstanbul

0212 252 8991 
0530 880 6531

MERVE ENGİN’LE SÖYLEŞİ “yüzüncü” oyunun heyecanı – bianet

röportaj linki
http://www.bianet.org/biamag/sanat/154009-yuzuncu-oyunun-heyecani
merve engin: “27 mart’ta kapılar kırılsın seyirci kendine oturacak yer bulamasın istiyorum. bu kadar tanınmadığım yerden 100. oyuna ulaşmamı sağlayan herkese ama herkese teşekkür ediyorum!”

onu şimdi 100. kez oynayacağı oyunu kumbaracı 50’nin sahnesinde ilk sergilediği sırada tanıdım. kulislerin tozunu yutmuş, kalaslarını taşımış, eski bir tiyatro meraklısı, sonrasında da  gönüllüsü olarak yaptığını izlerken hem büyük keyif almış, hem de izledikten sonra içindeki tiyatro aşkını, heyecanını, izleyene de geçen “umudunu” ve en çok da “içtenliğini” fark etmiştim.

bitince kutladım onu, salonu dolduran herkes gibi. ilerken bir söyleşi yapma düşüncesi aklıma gelmişti ve bunu onu kutlarken ona da söylemiştim. bunu gerçekleştirmek ancak “yüz”üncü oyunun öncesinde gerçekleşebildi.

onun içtenliğini sorularıma verdiği yanıtlarda siz de göreceksiniz. yer bulur musunuz bilmiyorum ama onu izleyin mutlaka… sonra da “maskeler” üzerinde düşünün bence…

oyuncu merve engin

dışarıya yansıyan ‘çocuk yüzü’nden kaynaklanan bir de çocuk yanın olduğunu düşünüyorum. ilk kez 10 yaşında da sahneye çıkmışsın,  merve nasıl bir çocuktu, o zamanlar da ‘oyuncu’ muydu?

merve sosyofobik bir yaratılmış. çok insan tanır ama hepsi ile içli dışlı olamaz. korkar. bu yüzden gece hayatı yoktur. üç beş arkadaşı ve kahve sohbetleri vardır.

çocukluğumda da  böyleydi. herkesi tanırım ama sohbet edemem. oynamak benim için sahnede -kendimi en güvende hissettiğim yerde- kolay oldu hep. ama bunun dışında yaramaz bir çocuktum oyun oynamayı severdim. çocuk oyunlarından bahsediyorum. ben mahalle kültürü ile büyümüş şanslı çocuklardandım. hani şu ezan okununcaya kadar vıcık vıcık terleme, üstünü başını gerekirse kirletme hakkına sahip olan…

‘ben gerçekten tiyatrocu olacağım’ dediğin zaman ailen, çevren nasıl karşıladı? şimdi izlediklerinde nasıl tepki veriyorlar?

annem çok korktu. parasız kalmamdan. yoksa bir karşı çıkış o cephede yoktu. sorun akrabalardı. onlar da benim ‘evde kalmamdan’ korktular. hâlâ evlenmedim diye arkamdan konuşuyorlardır; ‘biz dediydik diye’…

ilk izlediğim o ana gideceğim: hazırlıklarını yaptın, seyirciler içeriye alındı. salon ışıkları yanıyor. sahnedesin, salonun ışıkları söndü ve sahneyi aydınlatan projektörler yandı. tam ilk andaki duygularını merak ediyorum. bir oyuncu -sen- o anda ne hisseder?

bilmiyorum. her seferinde oyun öncesinde falanca sebepten dolayı oyun iptal deseler hani, çok mutlu olacağım gibi geliyor. yüreğim ağzımda değil elimde sahneye çıkıyorum. korkuyorum bu sefer olmamasından. sağlıklı bir duygu değil ihtimal ama. nerdeyse 100. oyun olacak, hâlâ ilk sahneye çıktığımda bir süre heyecanımı kontrol edemiyorum. elim ayağım titriyor. bazen aşağıdan görünecek kadar çok.

ama oyun başlayınca çok seviniyorum. dünyanın en heyecan verici ‘evcilik oyunu’. homo ludens’ten öteye geçememiş bir ben için daha ne lazım ki şu hayatta…

hiperaktif ve bir o kadar da eğlenceli bir insan olduğunu düşünüyorum; brecht tiyatronun bir eğlence olduğunu söyler. aslında izlerken senin de eğlendiğin açık. ‘tiyatro ve eğlenmek’ üzerine neler söylersin?

çok eğleniyorum! ev arkadaşıma ‘merve evde de bu kadar hiperaktif mi’diye sormuşlar bir sefer. evet. öyleyim! hele ki, sevdiğim insanlara karşı hiç üşengeçliğim yoktur. mutlu olmak eğlenmek için taklalar atarım. oyunumdan ağız dolusu kahkaha ile çıkıldığında kendimi kahraman gibi hissediyorum -çizgi film kahramanlarından bahsediyorum, yanlış anlama olmasın!- çok zor hayatlar yaşıyoruz. hepimizinki kendisine ağır. zaman zaman sıkıcı. bir yerlerde eğlence yaratılmalı. insanlar gündelik sorunlarından başlarını kaldırıp nefes almalı.

tiyatro politiktir

söz oyunu
merve’ye bir de bazı sözcükler söyledim ve yaptığı çağrışımları sordum. sözcükler ve onun yanıtları şöyle:

brecht: uyanmak için masallar

ödül: seyirci

gülmek: renkleri farketmek

van: soğuk, güzel çocuklar güzel insanlar

gezi parkı: açık mı şu an?

1984: doğum tarihimden önce gorge orwell’ın aklıma gelmesi korkunç mu

en çok oynamak istediğin rol: eyvah yine aynı soru!

cesaret ana: gezinin güzel anneleri

aşk: en büyük güç.

sevgili: her şeyim.

televizyon: -haber – evet inatla çağrışımı bu!-

tiyatro sahnesinin “politik” bir alan ve tiyatronun da “politik” bir eylem olduğunu düşünüyorum. katılıyor musun?

kesinlikle! bu ihtiyaçtan doğmuştur zaten tiyatro. kendi çapında bir anarşistlik bir olan düzene baş kaldırması gerekir. tüm bu yenilenen yasalara rağmen bir yolunu mutlaka bulmalıdır üstelik. çok klişe de olsa insana insanı anlatıyorsak, bir sebebimiz olmalı.

politik olmakla siyasetle ilgilenmek arasında ortak noktalar olduğu gibi, bir birinden başka kavramlar olduğunu unutmadan. siyaset yapmadan politik olmak gerekir. başkaldırmak. ironi ile işaret etmek.

peki sence politikacılar birer oyuncu mu? eğitimli bir tiyatrocu olarak onları başarılı buluyor musun?

bizim siyasetçilerin hiç biri iyi oyuncu değiller. kimsenin kandığı da yok artık. ama başka şeyler var; çıkar var mesela. çıkarları için haklı görmeye çabalayan insanlar var. türkiye’de bu çıkar mevzusu korkunç. beni ikna eden oyuncu yok doğrusunu isterseniz.

bir yerel seçim yaklaşıyor, kentleri en iyi yönetecek olanı değil de en iyi “oyuncu”yu seçecek olsaydık sen oyunu kime verirdin, seçilenlerin çoğu sence hangi partiden olurdu?

siyaset zor iş. demokratik olmaya çalışmak, tek bir çizgi tutturmak ve kurallar herkese uygulamak. kimse bu kadar duygusallıktan arındıramaz kendini. insani küçük hataların büyük gemilerle yer değiştirdiği bir ülke burası.

dedikodu seven, kendi mutsuzluğu ile başkalarından intikam alıp, herkesi yalnızlaştırmak isteyenlerin ülkesi burası. gücüm yettikçe sokaklarda insanca bir yaşam için sloganlar atacak, bunun karşılığında başıma geleceklere razı olacağım.

ama ne komik, nasıl da güzel kandırıyoruz kendimizi, ihtiyaçlarımız ve yaşamsal düzenlerimiz üzerinden. hepimiz oyuncuyuz. gezi zamanı.. elimizden bırakamadıklarımız yüzünden bugün bu durumdayız. savaş ve kavgadan bahsetmiyorum.

yapmamaktan ve yapmadıklarımıza yaşam kaygılarımızla sığındıklarımızdan. herkes sorsun kendine, şimdi çalıştığın iş ne, neye hizmet ediyorsun, neden?.. acayip cevaplarımız olmalı çoğunluğumuzun. kaygılarımız üzerinden. o yüzden oyuncu yok! kimse kusura bakmasın. çıkarlar var ve bu çıkarlar üzerinden yürüyen siyaset meseleleri. bir de, ne olur ne olmaz hainlikleri var, dijital ortamda oy çoğaltma kaygıları gibi.

maskeler ve politikacılar

‘kıyıya oturmanın böylesi’ oyununda commedia del arte’nin orjinaline yakın bir örneği sergiliyorsun. oyunda çok güzel masklar var. merve engin’i o maskelerin ardındayken bile tanımak mümkün. politikacıların yüzlerindeki maskelere dair değerlendirmelerin ne? eğlenceli ve onları bu bakımdan başarılı buluyor musun? sence onların tiyatrocu öğretmenleri, eğitmenleri, yönetmenleri var mı?

maskeleri mi var! yani bir gün o maskeleri çıkınca sahici insanlara dönüşecekler, vicdanları ortaya çıkacak ve yaşanan bunca şeyi görmezden vazgeçecekler anlamına mı geliyor?

ben insanın içinin dışına ne yaparsa yapsın sızdığına inananlardanım. burada maske yok. olsa hepimiz bilirdik. aslında iyi insan cümlesini hepimiz içimizden bir sefer kurardık. maske bu, bir yerde oynama yapıverir, bir sefer yüze tam oturmayıverirdi.

sence onların tiyatrocu öğretmenleri, eğitmenleri, yönetmenleri var mı?

hitler’in varmış öğretenleri. biz de hocalar var mı bilmiyorum ama aslansın kaplansın kesseler acımaz diyen bir güruh ‘işbilir’leri var…

gezi direnişi sırasında sanırım oralardaydın, twitlerinden izledim. gezi direnişiyle ilgili ne söyleyeceksin? orada da oyun, eğlence, farklı bir yaşam ve yaşamın her anını dolduran geleceğe dair bir şeyler söyleyen bir çok ‘tiyatro’ da vardı? 

gezi direnişi. söylenecek çoook söz var. iyisiyle kötüsüyle. umut var tabi. hiç bir şey eskisi gibi değil, korku duvarları yeniden örülse de yeni yasalarla; artık kendine daha çok güvenen bir topluluk var. toplumun önemli bir kısmı. ses çıkarmaktan korkmayan kısmı.

ben o ara oyuncu olduğumu unuttum. herkes kadar gaz yedim, kimilerimiz gibi coplandım ama su ile ıslatılma konusunda şanslıydım. sadece bir sefer. o da serinlemek için. övünmek gibi olmasın biz bağımsız tiyatrocular zaten hep birliğizdir. birbirimize destek oyunları oynarız, herkes herkesin eksiğine koşar, yanında durur. bunun için bizim geziye ihtiyacımız yoktu. gezi de iyi gelen şey,  tüm partilerin ve inanışların yan yana durmasıydı. saygının geri gelmesi. kimsenin inanç değiştirmeden, birbirini aşağılamaması.

bu buluşma sana bir tiyatrocu olarak “bir başka umut” verdi mi?

bana asıl umut veren neydi biliyor musunuz? onur yürüyüşünün kalabalığı. çok kalabalık olması. çok ciddi bir kesim, artık insana inanıyor dedim. insan! insanın insana inanması demek, yenidenler demek. yeniden varolmak demek. sevginin geri gelmesi demek. insanın kendi mutsuzluğunu başkaları ile iyileştirebilecek olması demek. daha neler neler…

onun oyununu yapmayı hiç düşündün mü?

gezi’nin oyunu yapılıyor zaten. ben gezi öncesinde de erkan-ı devlet ile ilgili cümleler kurdum hep. yeni oyunum ben ettim sen etme de tüm intikam çeşitlerinden bahsederken, siyaseten alınan intikamlardan da bahsediyoruz. ve bunu sadece türkiye üzerinden değil, tekerrür eden tarih üzerinden yapıyoruz. politik oyuncular olarak biz zaten gezi öncesinde de benzer cümleler söylüyorduk. benim gibiler için yeni bir şey olmadı. biz yine bir şeyler söylüyoruz; artık lafımız biz istesek de istemesek de geziyi kapsıyor. gezi bir ışık kaynağı idi. bire bir oyununu yapmak için, sonuç bekliyorum. ya umutların tükenmesini ya da zafer hikayesini anlatmayı. ama şimdi değil bugün değil.

tiyatro yapmak

merve engin’in biyografisi
2006’da hacettepe üniversitesi devlet konservatuvarı’ndan mezun oldu. 2007 yılında scuola internatzionale comico attore’den mezun olduktan sonra antonio fava’nın yazdığı ve yönettiği ‘pulcinella’s war’ adlı oyunda fava’nın partnerliğini yapmaya başladı ve chicago second city dahil birçok farklı ülkenin sahnelerinde oynadı.

2008-2009 sezonunda duru tiyatro’ da duru-impro ‘şah-mat’ta akbank sanat tiyatrosu ‘jose rivare’nın dali göndermeleri içimi ısıtıyor’unda oynamış bu süreçte talimhane tiyatrosu’ nda yapımcılık yapmıştır. 2010 yılında akbank sanat – yeni kuşak tiyatrosu’nda ‘ben patronum’da oynadı.

şu an tek kişilik gösterisi kıyıya oturmanın böylesi ile gösterilerine devam etmektedir.

direklerarası xi. ödüllerinde en iyi tek kişilik prodüksiyon ödülü aldı.

kişisel sitesi: http://www.merveengin.com

yakın geçmişte iki oyun daha oynadın, ikisiyle ilgili de ‘olumlu’ değerlendirmeler, okudum. onlar da sürecek mi?

repertuar oyunu kıyıya oturmanın böylesi.diğer oyunlar sezonluk. üretebilmek için bitirmek gerekiyor.

geleceğe dair projelerin ne?

ben hep bir yerlerde birileri ile tiyatro yapmak istiyorum. daha çok görünür olup daha çok kitlelere meramımı anlatmak istiyorum.

tiyatro zor bir uğraş, bunu tek başına yapmaya çalışmak ise kuşkusuz çok daha zor. ama sen bunu yapıyorsun. bu bir tercih mi yoksa zorunluluk mu?

aslında ekiplerle de iş yaptım. sahne hal’in iki ayrı projesinde oynadım mesela. kalabalık ekip. ben benimle aynı cümleler olan herkesle oynayabilirim. büyük küçük rol kaygım da yok. tek kişilik oyunlar devam ediyor, çünkü galiba böyle bir dil kurduk: ‘merve bir de solo işler yapıyor gibi’. yoksa hep tek başıma değilim. ince işçili yapabildiğimiz oyunlarda oynamayı daha çok isterdim. salona bir kez yerleşip, oynamak. eldeki malzemelerle değil de gerekli olan malzemelerle oyun yapmak. ama bu durumdan da mutsuz değilim. güzel insanlar ve güzel bir ekiple hayat sahiden çok güzel.

politikacıların sanatçıların rolünü çaldığı ve sanatı “tükürülecek” bir şey olarak gördüğü, elinden geleni yapmaya çalışıp, kendi emir ve komutası altına almaya  çalıştığı bir dönemde tiyatronun, büyük gruplar halinde varolması olanaksız ama, ben senin yaklaşımını merak ediyorum. nasıl koşullarda ve ortamlarda tiyatro yapmak isterdin?

tiyatro yüzüne tükürülmek istendiği zaman tam olarak doğru yerde duruyor demektir. burda direnmeye devam!

türkiye dışında başka yerlerde de tiyatro yaptın, biliyorsun, dünyada bu işler nasıl? bu konuda da bilgi, deneyim ve düşüncelerini sorsam…

oralar buralara göre daha huzurlu 🙂 ama daha zor. mesela, tek kişilik bir oyunun türkiye’de tutması ile avrupa’da tutması arasında çok fark var. avrupa’da başlarken tutunmak daha zor. türkiye’de daha kolay. ama avrupa’da tutundunuz mu artık hep varsınız. türkiye ise kişisel ilişkilerinizle alaşağı edilmeniz işten değil.

elbette bu cümlelerimi sürekli kendini geliştirme isteğinde ve disiplinindeki oyuncular üzerinden kuruyorum. böyle kocaman kocaman cümleler kurmak istemem; hepi topu 6 yıl oyunlar oynayıp, dersler verdim. bu ülkeden farklı olarak orda kurallar herkes için geçerli, buradaysa sadece bizim gibi düşünmeyenler için.

kıyıya oturmanın böylesi

son olarak 100. oyununu oynayacaksın, sitende yazmışsın biraz ama duygularını da paylaşır mısın bizimle…

bu oyun benim kıymetlim. bir sürü cümlem var. kendimi en muhalif hissettiğim işlerden biri; çok konuştuğum için aldığım tehditler de aldım her oyun mecburen yinelenen gündeme dair unutturmak istemediğim cümleler de söyledim, söylüyorum. van’da da oynadım, italya’da da..

cihan puşi takması sebebiyle içeri alındığında puşisi ile gelene 5 lira indirim yapmış, açık açık örgütlendiğimizi iddia ettim, başbakan’la uzlaşmak için, yazdığı oyundan ilham alıp [-mas-kom-yah (mason-komunist-yahudi)] oyunumun adını değiştirdim; “kıy-ot-böy”

çok duygusalım! bir video hazırladık, youtube’da var. galata meydanında çekildi. “kıyıya oturmanın böylesi 4. yılında” diye. bu oyun hakkında en çok yazı çıkan oyunlardan biri.

yıllar içinde binlerce broşür ve afiş dağıtıldı. 80 küsur oyun istiklal üzerinde oynandı. Hala bilmeyenler var. çok var. ama 100. oyun. bir bağımsız tiyatronun bunu yapması. bireysel olarak bile olsa, hala seyirci bulması. bana çok garip geliyor. cebimde hiç para yokken özellikle ilk yılı sadece ondan kazandığım para ile, geçinmem. ne bileyim. bir de önümüzde 4 oyun var, şu dört oyunu kalabalık kalabalık geçirmek istiyorum.

27 mart’ta kapılar kırılsın seyirci kendine oturacak yer bulamasın istiyorum. bu kadar tanınmadığım yerden 100. oyuna ulaşmamı sağlayan herkese ama herkese teşekkür ediyorum!

çok teşekkürler merve, nice “yüzüncü oyunlara” diyelim. (ms/yy)

kaç oyun oldu! say! bir.. bir.. bir……

“sonra bir gün,

oyun oynamalıyım dedi. en bildiğinden başladı,  yurt dışında dersini aldığı, sonra dersinivermeye başladığı yerden;

commedia dell’arte stilinden. “

ne bileyim, fazla afilli bir cümle olmayabilir. iyi bir giriş cümlesi bulamadım çünkü.

100. oyunu oynayacak, avuç içi kadar bir piyasa, ama çok kalabalık bir şehirde iyisiyle, kötüsüyle – kimi zaman çok kötüsü ama kimi zaman çok iyisiyle-  bunca oyun.

hala bilmeyen bir sürü insan. 10 kereden fazla izlemiş bir çok insan..

çocuğum, çocukluğum 4 yılım.

27 Ekim’de oynuyorsun diyen Nilgün Kurt..cebindeki parasını bölüşüp bu oyunu çıkartmam için orda olan Arda Çetinkaya..

sabah provalarıma katlanan Sedef Gözet.. italya’dan kalkıp gelip, oyuna süpervizörlük eden Antonio Fava..

Yok vallahi ilk yıldan sonra devam etmem dedikten sonra, terimi sile sile, sen bunu oynamaya devam etmelisin diyen Sumru Yavrucuk.

ben son dedikçe, oyna vallahi doldurucaz salonu diyen canım seyirci kitlesi..

ilk göz ağrım kumbaracı50

kapanan ikinci kat..

van.. Van’da oyunlar.. Van’da bu oyun sayesinde tanıştığım Diyarbakır’lı ailem Akkaya ailesi..

Ağrı’da ilk defa oyun izleyen çocuk.

sahne hal.. oyun atölyesi..

4. oyunumda uyuttuğum seyirci! (sayende artık kimse uyumuyor bu oyunda!)

oyuna dahil olup ilk alkışını seyirci koltuğundan alan küçüğüm içimin sevinci Beren.

Oyun atölyesi’ndeki oyunumun sonunda yetişen oyuncu olarak sahneye gelen Sevinç Erbulak!

tüm insana yakışan, politik çıkışlarımda yanımda olan Şermola ailesi..

bana baharlar getiren, yeniden gücü veren, koptuğum yerden hayata bağlayan sevgili!

kendilerini iyi bilen, hemen her oyunuma imtina eden bir elin parmaklarını geçmeyen, dostlarım..

beni ailesinden sayıp, sesim çıkmadığında meraklanan, yeni oyunlar için heyecanlandıran, her daim desteğini esirgemeyip 100. oyuna götüren canım seyircim..

iyi ki hepiniz varsınız..

sessiz sedasız 100. oyuna ulaştık.

hep beraber.

teşekkür ederim!

şimdi boş durmayalım

şu tarihleri bi yayalım güzeller yakışıklılar.. 100. oyunu boş geçirmeyelim!

unutmayın her izleyen 5 tanıdığını yollasa!!! bu yıl iktidar biziz!

OYUN PROGRAMI