Sinekler sevişirken uyuyamayanların öyküsü / MURAT ŞEVKİ ÇOBAN – Taraf

Erkek, kendi krallığının yegâne ve mutlak hükümdarı… Kendine koruyuculuk ve hak sahipliği bahşedilen bu çekirdek aile güzellemesinde kadın ve çocukların  üzerinde inşa ettiği hâkimiyeti ile erkek… Susan, görmezden gelen, görmeyen, sadece teselli eden kadın… Başrol onların. Ve küçük bir kızın bir insanlık suçunun, cinsel zorbalığın gölgesinde, haykırması, karasineklerden ürkmesi, nefesiyle sinekleri davet ettiğini düşündüğünden sımsıkı, kaskatı, öylece, ölüymüşçesine kalakalması ise; delilik canım işte… 

Sinekler üşüşünce

Bir kız, mütecaviz sineklerin dokunuşlarından, kelebeklerin fısıldadığı gerçeklerden nereye kadar kaçabilir? İnsan hangi yöne başını çevirse “kapkara kocaman kara bir sinek”le, giderek onlarca sinekle karşılaşıyorsa, pencerelerin kapanması neyi değiştirir? Belki de her şeyi değiştirebilecekken, o pencere hiç kapanmaz. Yardım çığlıklarına sağır, sineklere kör ve hayatı “güzel bir yağmurdan sonra kokusu” olarak alımlayan anne bir kez olsun pencerenin bu tarafına bakmaz zira. Bazıları, sinekler sevişirken uyuyamaz; annesi odadan çıkınca sineklerin üşüşmesinden korkanlardır onlar. Sinekler Sevişirken, böylesi netameli bir konuyu şiddetin pornografisine başvurmadan, dramı sömürmeden sahneye taşıyor. 

Sinekler Sevişirken, Mine Söğüt’ün can yakan kaleminden çıkma bir öykü. Söğüt, YKY etiketiyle raflarda yer alan Deli Kadın Hikâyeleri adlı öykü kitabında “kadınlıkla lanetlenmiş” 21 var oluş hezeyanını anlatıyor. Yaşamın hangi yollarla kâbusa dönüşebileceğini 21 izlek üzerinden keşfe çıkan Söğüt, “gözlerinin yerinde derin bir boşluk, yüreğinin yerinde yalçın bir korku” olan kadınları bir sırrı paylaşır gibi aktarıyor. Kitabın en etkili seslerinden biri olan Sinekler Sevişirken yine Söğüt’ün uyarlaması ve rejisiyle, Merve Engin’in cesur oyunuyla sahneye taşındı.

Öyküden sahneye

Bütün edebiyat uyarlamaları  bir risk taşır. Zira her şeyden öte, sayfaları çevirirken hissettiği dünyanın uyarlamada kaybolmasından korkar okur. Sinekler Sevişirken’de ise gerek sahneleme imkânlarından asgari düzeyde faydalanılması gerekse Merve Engin’in öz ve vurucu yorumu sayesinde sayfadaki kâbus, sahnede iyiden iyiye büyüyerek zihninizi ele geçiriyor. Bu kâbusu yaratan insanlar ise öyküde olduğu gibi sahnede de yer almıyor; çocuk, tek başına. Yapayalnız. Feryatları duvarda yankılanıyor. 

Merve Engin, zorlu karakterinin ruhsal kıvrımlarını, yaralarını derinlemesine incelemiş. Beden hâkimiyeti ile karakterinin ne denli kırılgan olduğunu gözler önüne seriyor. Bilhassa fiziki kısıtlamaları olan karakterini canlandırırken, ellerine yoğunlaşması etkiyi artırıyor. Merve Engin, sahnede elleriyle dans ediyor. Mine Söğüt ve Merve Engin sineklerin ışığa üşüşmediklerini, aksine karanlıkta beliren yaraları mesken edindiklerini duygu sömürüsüne başvurmadan, incelikle anlatıyor. Kaçırmayın… 

 

http://www.taraf.com.tr/haber/sinekler-sevisirken-uyuyamayanlarin-oykusu.htm

Takip: Bir Öykü ve Oyun Olarak ‘Sinekler Sevişirken’ / Alâra Kuset

Karasinekler Uyku Kaçırır mı?


Karasineklerden korkan, nefesinin sinekleri tahrik ettiğine inanan; sinekler soluk sesine gelmesin, onunla sevişmek istemesin diye nefesini sımsıkı tutan, yatalak bırakılmış bir küçük kız. Kelebeklerin dediğine göre; ‘deli baba’sının sevişmek istediği, bu yüzden bacaklarını kopardığı küçük kız. Kelebeklerin fısıldadığı gerçeklerden kaçmaya çalışan. Ve, ne karasinekleri, ne de kelebekleri görmeyen/ görmeyi reddeden bir anne.
Baba/ağabey/dayı/amca… tarafından tecavüze uğrayan çocuk ile tüm bunları reddeden, üstünü örtmeye çabalayan anne, -maalesef ki- tanıdık ve bir o kadar da tabu olan bir konu.
Mine Söğüt’ün ‘Deli Kadın Hikâyeleri’ kitabında bulunan ‘Sinekler Sevişirken’ öyküsü, işte bu üstü örtülmüş gerçeği yüzümüze vuruyor.
Erkek şiddetinin; tacizin, tecavüzün, çocuk istismarının devlet eliyle korunduğu, ve hatta bu şiddetin ‘kıdemli devlet adamları’ tarafından uygulandığı, bunu dile getirenlerin ‘deli’ muamelesi gördüğü, afaroz edildiği bir zamanda, Mine Söğüt tam da ihtiyacımız olanı yapıyor kalemiyle: Didik didik ediyor, yaraları kaşıyor, konuşulmayanı, hiç yokmuş gibi davranılanı; ensesti anlatıyor. Tüm bunları yaparken, ne şiddetin diline bulaşıyor, ne de duygu sömürüsünün tuzağına düşüyor.
Hikâyenin bela getiren, huzur kaçıran karakterleri; karasinekler. Dışarda; ‘ev’in dışında kalsın, o mahrem alandan uzak dursun istenen, şiddeti, tecavüzü, baskıyı getiren, huzur kaçıran karasinekler. “Peki ya o karasineklerin en kocamanı evin tam merkezindeyse? ‘Ev’i oluşturanlardan biriyse?” sorusunu cevaplıyor Mine Söğüt.
Mine Söğüt tarafından sahneye uyarlanan  ve prömiyerini Kumbaracı50’de sahnelenen ‘Sinekler Sevişirken’ adlı oyun, sahnedeki haliyle de kitaptaki kadar çarpıcı. Izleyicinin oturduğu yerde kıpırdamasına fırsat vermeyen 30 dakikalık bu kara gerçekler bombardımanında, kelimeler canlanıyor, büyüyor ve kişinin zihnini yiyen canavarlara dönüşüyor.
Baba tarafından tecavüze uğramanın, bu tecavüzü ve bunların yarattığı travmayı inkâr eden bir annenin, bir çocuğa neler yaptığını sesiyle, sessizliğiyle, mimikleriyle, jestleriyle yansıtan Merve Engin’in canlandırdığı bu ‘görülmeyen’ küçük kız, 30 dakika boyunca tüm yaralarını kusuyor.
Muhtemelen küçük kızın hayatında sadece telkin edici, geçiştiren bir ses olarak varolmuş anne, oyun boyunca da sadece bir ses olarak vücût buluyor. Bu ses, küçük kızın sorularına kaçamak cevaplar veriyor, yaraları; karasinekleri, kelebekleri ve en önemlisi kızını görmüyor. Yaşanılanlara, yaşatılanlara sımsıkı yumuyor gözlerini. Geriye küçük kızın tek başınalığı kalıyor.
Mine Söğüt hem öyküsünde hem de uyarlamasında; Merve Engin’se sahnede, sinekler sevişirken uyuyamamanın ne demek olduğunu izleyiciye çok başarılı ve sarsıcı bir şekilde aktarırken, bize de gece uyuyamamak ya da kâbuslarımızda karasinekler görmek düşüyor.